
Aslında ben hiç göçmedim.
Doğduğum toprakları ardımda bırakmadım.
Bir sabah eşyalarımı toplayıp bilinmeyene doğru yürümedim.
Göç edenler benim atalarım.
Annem ve babam daha çocukken, aileleri ile birlikte doğdukları ülke olan Bulgaristan'dan
Türkiye'ye göç etmişler.
O zamana kadar yaşadıkları evlerinden, yuvalarından ayrılıp, anavatanlarına doğru bir
yolculuğa çıkmışlar.
Her biri kendi küçük dünyasını, çocukluğunu, hatıralarını geride bırakarak gelmişler.
Göç yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değil, geride bir şeyler bırakmak.
Evini, tarlanı, bahçeni, çocukluğunun gölgesindeki ağaçları, dostlarını, komşularını ve hatta
ölülerini bile geride bırakmak demek.
Yeni bir ev, yeni insanlar, yeni bir dil, yeni alışkanlıklar ve bütün bunların içinde yeniden kök
salmaya çalışmak. Bir yanın hâlâ gerideyken diğer yanın geleceğe doğru yürümek zorunda.
Benim atalarım bunu yaşamış.
Onların yüreklerinde ne fırtınalar koptuğunu, sevdikleri şeyleri geride bırakırken kaç kez
içlerinin yandığını tam olarak bilemem ama hissedebiliyorum.
Çünkü bazı hikâyeler anlatılmasa da insana ulaşıyor.
Bazı acılar kelimelerle değil sessizliklerle aktarılıyor çünkü.
Bazı duygular konuşulmadan nesilden nesile geçiyor.
Ve belki de benim içimdeki o göç duygusu da böyle bir yerden geliyor.
Ben hiç göç etmedim ama göçün ne demek olduğunu, yaşım ilerledikçe daha iyi anlamaya
başladım.
Bir yerden ayrılmanın yalnızca gitmek olmadığını, bazen kalmanın bazen de gitmenin aslında
hayatta kalma biçimi olduğunu öğrendim.
Şimdi geriye dönüp baktığımda atalarımın önünde iki yol olduğunu düşünüyorum.
Kalabilirlerdi ve eğer kalsalardı belki de hayatlarını kaybedeceklerdi. Hayatlarını
kaybetmeseler bile özgürlüklerini kaybetmeye başlamışlardı bile.
Ve onlar özgür olarak yaşamayı seçtiler.
Ve o seçim sayesinde ben, özgür olarak yaşıyorum.
Bu sebeple atalarıma minnettarım.
Minnettarlığımın bir sebebi de bana bıraktıkları güç.
Zamanı geldiğinde bırakabilme gücü!
Artık sana ait olmayanı sevsen bile geride bırakabilme cesareti, yeniye alışabilme,
bilinmeyenin içinde yeniden kök salabilme gücü.
Belki de benim içimdeki en güçlü miras budur.
Dayanıklılık, yeniden başlayabilme yeteneği.
Hayat ne zaman beni bir şeyleri bırakmaya zorlasa, içimde onların ayak seslerini duyuyorum
sanki.
"Devam et," diyorlar.
"Hayat devam ediyor."
"Bırakman gerekiyorsa bırak."
"Yeniye yer aç."
"Yaşamı seç."
Çünkü bazı yolculuklar insan doğmadan çok önce başlıyor. Sessizce, adı konmadan, kimse
fark etmeden... Ve sonra bir gün, o yolculuğun devamı olarak dünyaya geliyorsun.
Senden önce yürümüş olanların ayak izlerine basarak yürüyorsun.
Ben de bugün, onların bıraktığı yerden yürümeye devam ediyorum. Belki onların yarım
bıraktığı bir cümleyi tamamlıyorum, belki de göze alamadıkları bazı hayalleri
gerçekleştiriyorum.
Ve biliyorum ki benim yürüdüğüm yol da yalnızca bana ait değil.
Arkamda onlar var. Önümde ise henüz doğmamış hikâyeler, çocuklarım, torunlarım ve
benden sonra gelecek nesiller.
Bugün yaptığım seçimler belki onların hayatlarına da dokunacak.
Tıpkı benim bugünümü, atalarımın seçimlerinin şekillendirdiği gibi.
Bu yüzden geçmişime baktığımda yalnızca bir göç hikâyesi görmüyorum.
Bir yaşam hikâyesi görüyorum: kaybetmenin içinden yeniden var olmayı, bırakmanın içinden
yeniden başlamayı, yeni bir toprağa kök salmayı ve bütün bunların sonunda hayata evet
demeyi görüyorum.
Ve evet... Ben bir göçmen kızıyım. Hiç göç etmedim belki ama içimde bir göçmenin cesareti
var.
Bırakmanın bilgeliği var.
Yeniden başlamanın gücü var ve en önemlisi bana kadar gelen hayatı benden sonra gelecek
olanlara taşıma sorumluluğu var.
Başımı kaldırıp geleceğe bakıyorum ve içimden sessizce söylüyorum.
Ben bir göçmen kızıyım.
DİĞER YAZILAR
Hayat
Hayat neler getirir bilinmez. Hayat büyük, Hayat yüce... Bize sadece önünde eğilmek, hatta yerlere kadar eğili…
En güzel hediye
Son zamanlarda birine hediye almak istediğimde zorlandığımı fark ediyorum. Arkadaşımın doğum günü oluyor, özel…