
Son zamanlarda birine hediye almak istediğimde zorlandığımı fark ediyorum.
Arkadaşımın doğum günü oluyor, özel bir gün geliyor.
Gönlüme göre bir şey bulmak için düşünüyorum ama ne alsam sanki daha önce alınmış, daha
önce verilmiş gibi geliyor.
Bir kitap, bir çiçek, bir parfüm... Hepsi bir yerlerde hayatımıza girip çıkmış.
Sanki verebileceğimiz bütün hediyeler çoktan verilmiş de geriye verecek hiçbir şey kalmamış
gibi.
Sonra fark ettim ki belki de aradığım şey bir eşya değil.
Çünkü insanın insana verebileceği en kıymetli şey, satın alınan bir nesne olmamalı.
Kendi hayatından bir parçayı, başka bir insanın hayatına bırakmak, en güzel hediye diye
düşündüm.
Ve bu da zamandı.
Arkadaşının doğum gününde ona güzel bir paket hazırlamak yerine, “Önümüzdeki çarşamba
yarım gün benim zamanım senin” diyebilirsiniz.
Birlikte kahve içersiniz, konuşursunuz, belki hiçbir şey yapmadan yan yana oturursunuz.
Ama o birkaç saat, takvimde küçücük bir yer kaplıyor gibi görünse de insanın kalbinde
kocaman bir yer bırakır.
Eşyalar zamanla eskir, kırılır, kaybolur, bir gün bir çekmecenin içinde unutulur.
Ama birlikte geçirilen zaman hatıraya dönüşür.
Ve yıllar geçse de ölmez.
İnsan bazen birinin sesini, bir bakışını, birlikte güldüğü bir akşamı hatırlar ve zaman geçip
gitse de o anı tekrar yaşar.
Aniden akıp giden zaman, biriyle paylaştığımızda, ölümsüz bir anı oluyor. İlginç değil mi?
Ve hatta belki de kendimize verebileceğimiz en güzel hediye de zaman.
Çünkü son günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey haline geldi zaman.
Kendine zaman ayırmak, sessizce “Sen değerlisin” demenin bir yolu.
Demek ki artık, hediye seçerken başka türlü düşünüyoruz.
Bir demet çiçek yerine birlikte seyredilecek bir gün batımı,
bir kitap yerine birlikte geçirilecek uzun bir akşam,
bir eşya yerine hayatımızdan ayrılmış birkaç saat...
Çünkü hayatın sonunda elimizde kalan şey, sahip olduğumuz eşyalar değil, kimlerle ne kadar
gerçek, ne kadar güzel zaman geçirdiğimiz.
DİĞER YAZILAR
Hayat
Hayat neler getirir bilinmez. Hayat büyük, Hayat yüce... Bize sadece önünde eğilmek, hatta yerlere kadar eğili…
Ben bir göçmen kızıyım
Aslında ben hiç göçmedim. Doğduğum toprakları ardımda bırakmadım. Bir sabah eşyalarımı toplayıp bilinmeyene do…