
İÇİMİZDEKİ KADINLAR
Altı kadınla saç saça baş başa kavga etmeyi mi tercih edersiniz, yoksa bu altısının gücünü de
arkanıza almayı mı?
Akıllı mantıklı bir kadının bu soruya vereceği tek bir cevabı olduğu düşünülse de, günlük
hayatta maalesef diğer cevap uygulanıyor.
Kadınlar, yukarıda bahsettiğim o altı kadınla savaşıp, didişip duruyorlar.
Hem de gözleri bağlı.
Evet, gözleri bağlı…
Ne hazin değil mi…
Şimdi gelin şu altı kadını yakından inceleyelim.
Bu kadınlar altı kardeşler.
Ve biz kadınların içinde yaşıyorlar.
Ki, çoğunluğumuzun bundan haberi yok…
Biri tombul bir anne.
Bütün gün çocukları için yemek pişirir, en mutlu olduğu yer olan mutfakta. Tek derdi
çocukları. Yedirsin, içirsin, büyütsün. Mutluluğu onların gözlerinde yaşarken, kendi hayatını
es geçer çoğunlukla…
Biri aşk kadınıdır, dillere destan güzelliği ile. Pek sever süslensin, püslensin…
Beğenilip ilgi gördükçe, daha da güzelleşir.
Biri kitap kurdudur. Okusun, öğrensin ister her daim. Kariyer de yaparım, bebek de demesine
bakmayın siz, aklı fikri sadece işindedir.
Biri evlenince, evinin kraliçesi olur. Yönetmeyi pek bir sever. Bazen evini, çocuklarını,
dernekleri, bazen de ülkeleri…
Biri şifacıdır. Fal olsun, astroji olsun ilgisini çeker. Ruhlar alemini, mistizmi bilir. Kurşun
döken babaannem misali…
Sonuncusu atletiktir durduğu yerde duramaz. Doğaya hele hele hayvanlara bayılır. Çevrenin
korunması onun işidir.
İşte bu altı kadının her biri, biz kadınların içinde yaşarlar.
Aynı çatı altında altı kadın…
Sanırım erkekler için biraz ürkütücü bir durum, evde bir kadınla baş edemedikleri
düşülününce.
Efendim, bu kadınlar aynı çatı altında yani içimiz de uslu uslu yaşasalar ne ala. Ama
malumunuz yapıları gereği didişirler ve kavgaya tutuşuverirler çoğu zaman.
Yeni evlenen genç bir hemcinsimizi düşünelim şimdi. Yeni kurduğu, zevkine göre dayayıp
döşediği, süslediği evinde ne mutludur. Tek derdi akşama işten gelen kocasına ne yemek
yapacağını düşünmek olsun ister. O bu duygu ve düşünceler içindeyken, kariyer düşkünü iş
kadını, gelir karşısına ve “ O kadar okudun, çalıştın, emek harcadın, kocana yemek yapmak
için mi? “diyerek içine bir kurt düşürür. Ve tüm hevesi kaçar bizim yeni gelinin…
Ya da küçük çocuğunu kreşe bırakıp, işinin başında keyifle çalışan kahramanımızın aniden
telefonu çalar, ve çocuğu ateşlendiği için kreşten çağırırlar. Acele ile kreşe giderken yolda,
içindeki anne konuşmaya başlar “ El kadar yavruyu ellere bırakıp, işe gidiyorsun. O çocuğun
sana ihtiyacı var. Madem bakmayacaktın, neden doğurdun?” diye. O anda yaşadığı vicdan
azabını varın siz düşünün.
Arkadaşının düğününe giden bizim süslü, çok severek aldığı kırmızı mini eteğini giyer.
Saçlarını da dalga dalga yapar, neşe ile. Aynada kendini pek bir beğenir dışarı çıkarken.
Düğün salonuna geldiğinde tüm bakışların üzerinde olması önce hiç rahatsız etmez onu.
Derken masasına oturur. Bir süre sonra çevredeki kadınların eleştirel bakışlarına daha fazla
dayanamaz. İşte o anda içindeki tutucu kadın başlar konuşmaya:” Ne vardı sanki bu eteği
giyecek, bak başka senin gibi giyinen var mı? Adamlar seni yiyecek gibi bakıyor? Bunları
duyunca neşesinden, keyfinden eser kalmaz ve gecenin sonuna kadar kısa eteğini çekiştirir
durur, boyunun uzamayacağını bile bile.
İşte böyle başlar içimizdeki kadınları kavgası.
Zaman zaman hafiflese de, hiç bitmez.
Ve bu durum yıpratır kadını.
Dışarıdan bir şey yapmaya gerek yok ki.
İçimiz de altı kadın savaşır ve biz çaresiz üzülür, gerilir, ağlarız.
Bazen kavga olmaz.
Sanmayın ki bu durum iyidir.
Kavga olmaz çünkü içimizdeki kadınlar donmuştur.
Uyuşmuş, bir köşede büzülmüş, kurumuş…
Örneğin içimizdeki anne donmuşsa eğer, çocuğumuz olmaz. Üretemeyiz. Kimseye bir
faydamız olmaz, kendimize de…
Ya da içimizdeki aşk kadını korkmuş da bir köşede büzülmüşse, ne aynaya bakmak gelir
içimizden ne gülmek. Ne yeni bir elbise alırız ne de gözümüze bir sürme çekeriz. Zamanla
erkeklerden farkımız kalmaz. Ve çevremizdekiler de bize, erkekmişiz gibi davranır. Ama biz
biliriz kadın olduğumuzu. İçimizde bir yerler bilir. Ve üzülürüz çaresiz…
İçimizde bunlar olurken, nasıl güçlü olacağız peki?
Kendimize, hayatımıza, çocuklarımıza, geleceğimize nasıl sahip çıkacağız?
…
Benim bir cevabım, aklımın erdiğince bir çözüm yolum var sizlerle paylaşmak istediğim.
Öncelikle gözlerimizdeki bağı çözmemiz ve içimize bakmamız gerekiyor.
İçimizdeki kadınları görebilmek için.
Onların tüm derdi görülmek, fark edilmek.
Sınıfta öğretmenin görmediği çocuğun yaramazlık yapması gibi, görülmek için kavga edip
duruyorlar. Bazıları da görülme umudunu da kaybedip, vazgeçip karanlığa saklanmışlar.
Evet, öncelikle göreceğiz. Seslerini duyacağız.
Dinleyeceğiz onları.
Dertlerini, sıkıntılarını, korkularını…
Hiç acele etmeden…
Sabırla…
Onlar kendilerini ifade ettikçe, görüldüklerini anladıkça, rahatlayacaklar.
Ve enerjileri yumuşayacak.
İşte o zaman kavga eden bu kardeşleri barıştırmak kolay.
Çünkü onlar kardeşler.
Aynı çatı altında yaşayan kardeşler.
Zamanla onlar da birbirini anlayıp, dinleyecek.
Ve birbirlerini ne kadar sevdiklerini anlayacaklar.
İşte o zaman bu altı kadın güçlerini birleştirecek.
O zaman ortaya çıkacak enerjiyi tahmin edebiliyor musunuz?
O zaman kadın neler yapabilir bir hayal edin.
Tüm prangalarından kurtulmuş gibi özgürlüğünü hisseder doyasıya.
İstediği her şeyi yapabilecek gücü bulur kendinde.
İşte o zaman hayatını tam da istediği gibi yaşayabilir.
Hayal edin dedim ama, bu bir hayal değil.
Sadece tercih edip, adım atmakla ulaşabileceğimiz bir gerçek.
Nerden mi biliyorum?
Kendimden…
DİĞER YAZILAR
Paranı En Çok Nereye Harcıyorsun?
Paranı en çok nereye harcıyorsun? Nereye harcıyorsan,enerjini de oraya akıtıyorsun. Ve hayatında en çok orası…
Değişiyoruz
DEĞİŞİYORUZ Değişiyoruz. Zaman içinde farkına varmasak da bir halden diğerine evriliyoruz. Bir gün içinde yaşa…
Çözüm Aramak Kabul Etmemektir
ÇÖZÜM ARAMAK KABUL ETMEMEK DEMEKTİR Çözüm aramak, kabul etmemek demektir. Kabul eden insan çözüm aramaz. Bir i…